Acar Hangi Dilde?
Hayatın içinde bazen, kelimeler hiç yetmez. Konuştuğumuzu sandığımızda, aslında neyi anlatmaya çalıştığımızı tam olarak çözemeyiz. Anlamlar, dile dökülemeyen duygular arasında kaybolur. Oysa, bazen bir tek kelime, ya da bir tek cümle, o kadar derin bir etki bırakır ki… Kayseri’nin sıcak akşamlarında, işte tam böyle bir anı yaşadım. Acar’ın hangi dilde olduğunu, ya da hangi dilde anlam bulduğunu öğrenmeye çalışırken, kendimi hiç beklemediğim bir yerde buldum.
Hayatın Zorlu Dönemlerinde Tanıştım Acar’la
Bir sabah, Kayseri’de güneş doğarken, hayatımda biri vardı. Acar. Kendi adımdan bile daha özgün bir ismi vardı, ama belki de sadece bir isim değil, bir hissiyat vardı içinde. İlk tanıştığımızda, basit bir selamlaşma gibiydi; ama her konuşmamızda farklı bir dil öğreniyordum, bir tür yabancı dil, ama hiç anlamadım. Gerçekten mi, bu kadar yabancı mıydı?
Bir sabah kahvemizi içerken, bana şöyle demişti: “Acar, hangi dilde?” Bu soru, biraz garip gelmişti, biraz anlamış, biraz da kaybolmuştum. “Acar hangi dilde?” ne demekti ki? Ama bir şekilde bu kelimeler içimde yankı yapmıştı, bir iz bırakmıştı. Onun ardından, hissettiğim duygular bir çırpıda gelişti: Acar, dilin ne kadar dar olduğunu fark ettirmeyi başarmıştı bana. İşte o zaman, ne kadar umutsuzca, ve ne kadar kaybolmuş hissettiğimi fark ettim.
Acar’ı her düşündüğümde, o anı tekrar yaşamak istiyorum. Hızla koşan hayatın içinde, bazen bir kelimenin anlamı, bir ilişkiyi çözümler, başka zaman ise hiç bir şeyin anlamı kalmaz. Bunu Acar’la öğrendim. O soruyu sorduğunda, içimdeki eksik parçaları görmüştüm. Kendimi kaybetmişim, çünkü kelimelerimi kaybetmiştim.
Acar ve Ben, Sözsüz Bir Anlayışın İçindeydik
Acar’la birlikte her anımızda, bir anlamın peşindeydik. Ancak hiçbir zaman kelimelerle o anlamı yakalayamadık. O soruyu sorduğunda, bir anlam bulmak için ona cevap veremedim. Belki de o an, tam olarak ne hissettiğimi bile bilmiyordum. Ama bir şey vardı, derinlerde. Bir anlayış vardı, kelimelere dökemediğimiz bir bağ. Kimi insanlar bir araya geldiğinde, gözlerinden anlaşılacak her şeyi kelimelere dökmeden konuşurlar. İşte o an, Acar’la biz böyleydik.
Gözlerim, onun gözlerinde kaybolduğunda, içimdeki tüm duygular çözülmeye başlıyordu. Bir kelime söylememiz gerekmiyordu, çünkü zaten bir anlam vardı. Acar’ın hangi dilde olduğunu anlamaya başladım. O, dilin ötesinde bir yerdeydi. Birlikteyken, sadece kelimelerle değil, bakışlarla ve hislerle de iletişim kurabiliyorduk.
Acar’ın bu soruyu bana her sorduğunda, kalbim biraz daha hızlanıyordu. O soruyu ilk kez sorduğunda, şaşkınlıkla onu anlamaya çalışmıştım. Fakat şimdi, her şeyin tam yerli yerine oturduğunu hissediyordum. Çünkü Acar’ın dilinin sınırları yoktu, onu anlamanın yolu sadece duyguları hissetmekti.
Kaybolduğum Anlar
Acar’ın hangi dilde olduğunu anlamak, bazen karışık bir süreç gibi geldi. Anlatamıyordum. Bir gün, Kayseri’nin o bunaltıcı sıcak akşamında, bir parkta yürüyorduk. Acar, bana hep söylediği o soruyu tekrar etti: “Acar hangi dilde?” O an, ellerim titremeye başlamıştı. Sanki kelimelerim, düşündükçe daha da kayboluyor gibiydi. O kadar çok şey birikmişti ki, anlatamıyordum. Acar ise sadece yanımda sessizce yürüyordu, bu sessizliği hissediyordum. Ama bu sefer farklıydı.
O an, Acar’ın hangi dilde olduğunu çözmeye başlamıştım. Onun dili, belki de bizim bildiğimiz dillerden çok farklıydı. Kelimelerle ifade edilemeyen bir anlamı vardı. Biraz hayal kırıklığı, biraz umut ve biraz da korku karışıyordu. Çünkü o anı anlamaya çalışırken, hislerim daha derinlere çekiliyordu. Acar’ın bana gösterdiği dil, belki de bir insanın kendisini en iyi ifade ettiği yerdi: duygularda.
Acar’ın Dilinde Kaybolmak
Bir dil, bir insanın kalbinde birikmiş duyguları ifade etmek için var, dedim içimden. Acar’ın dili, kelimelerle sınırlandırılacak kadar dar değildi. Acar, hiçbir şey söylemeden, bana ne kadar çok şey anlatıyordu. Bunu her gün biraz daha anladım. Acar’ın dilini anlamak, kelimelere gerek olmadan, birbirimize olan yakınlığımızı hissetmekti.
Zamanla, kelimelerin önemini unuttum. Birbirimize çok şey anlattık, ama hiç bir zaman tam olarak ne söyledik, bilemedik. Ama hissettiklerimiz vardı. Ve bu hisler, her geçen gün biraz daha güçlendi. Acar, bir kelimeyi sorarak, bana daha önce hiç duymadığım bir dilin kapılarını açtı.
Bir gün, bu dilin derinliklerine inebileceğimi düşündüm. Ve o an anladım: Acar’ın hangi dilde olduğunu sormak, aslında bir yolculuktu. Birbirimizi bulma yolculuğu. O yolculukta, bazen kelimeler kaybolur, bazen de duygular her şeyin önüne geçer.
Sonuç Olarak
Acar, hangi dilde olduğunu sorarken, bana hayatımda öğrettiği en değerli şeyi hatırlatmıştı. Dil, bazen sadece kelimelerden ibaret değildir. Bir anlamı, bir duyguyu aktarırken, bazen susmak daha çok anlatır. Acar’ın dilinde kaybolmak, duygularla anlaşmak, belki de hayatın en derin yolculuğuydu. Kelimelerin gerisinde kalan hisler ve anlamlar, zamanla her şeyin ötesine geçer.
O yüzden, Acar’ın hangi dilde olduğunu sorması, bana bir şeyler öğrettiyse, o da kelimelerin değil, duyguların dilinde kaybolmanın ne kadar özel olduğunu anlamamı sağladı.
Sizin İçin Seçtik: Abur yemek nedir ?