“Külliyen” Ne Demek? Bir Kelimenin Hikâyesi Üzerinden İnsanı Anlamak
Bir Kelimeyle Başlayan Yolculuk
Bazı kelimeler vardır ki sadece anlamı değil, taşıdığı duygularla da hayatımıza dokunur. “Külliyen” de onlardan biridir. Belki bir tartışmada duyduk, belki bir mektupta okuduk ya da belki çocukluğumuzda bir büyükten işittik… Ama hep güçlü, keskin ve kesin bir anlam taşırdı. TDK’ye göre “külliyen” kelimesi, “tamamen, bütünüyle, toptan” anlamına gelir. Ancak bu tanımın ötesinde, kelime insana dair daha derin bir hikâyeyi de anlatır.
İşte bu yazı, bir kelimenin sözlükteki anlamından çok daha fazlasını hissettiriyor. Çünkü “külliyen”, bazen bir kararın arkasındaki cesarettir, bazen de bir vedanın içindeki teslimiyet. Bunu anlamak için seni bir hikâyeye davet ediyorum.
İki Yol, Bir Kelime: Defne ve Yavuz’un Hikâyesi
Şehir, sonbaharın yumuşak ışıklarıyla sarmalanmıştı. Defne, eski bir kütüphanenin penceresinden dışarı bakarken, içindeki fırtınayı kimse bilmiyordu. Yavuz ise aynı şehirde, birkaç sokak ötede, bir toplantı odasında stratejik planlamalar yapıyordu. İkisi de aynı kelimeyle sınanacaklarını henüz bilmiyordu: “Külliyen.”
Defne: Empatinin Gözlerinden
Defne, insan ilişkilerinde derinliği arayan bir kadındı. İşte, dostlukta, aşkta… Her şeyin bütünüyle yaşanması gerektiğine inanırdı. Onun için “külliyen” kelimesi sadece bir sözlük tanımı değildi; bir duygunun bütününü hissetmek demekti.
Bir gün en yakın arkadaşıyla yaptığı uzun bir konuşmada şöyle dedi:
“Bazı insanları külliyen seversin. Eksik bırakamazsın. Parça parça değil, tamamen, en kırık yerinle bile…”
Empatiyle bakınca, “külliyen” bir insanı anlamak için gösterilen çabanın, sabrın ve sevgini eksiksiz sunmanın adıydı. Defne’nin dünyasında bu kelime, yarım bırakmamayı temsil ediyordu.
Yavuz: Stratejinin Gözlerinden
Yavuz için kelimeler net ve keskin olmalıydı. Stratejik bir akılla yaklaşır, kararlarını duygudan çok veriye dayandırırdı. Onun için “külliyen” kelimesi, bir şeyin tamamen ortadan kaldırılması, bir kararın tartışmasız uygulanması anlamına gelirdi.
“Bunu ya külliyen yaparsın ya da hiç yapmazsın,” derdi Yavuz, iş toplantılarında.
Onun dünyasında “külliyen”, kararlılığın, stratejinin ve netliğin bir simgesiydi.
Bir Kavram, İki Gerçeklik
TDK’nin kısa tanımına göre “külliyen”, “tamamen, bütünüyle” demektir. Ancak bu kelime, insanların dünyasında çok daha fazlasıdır. Empatik bir bakış açısıyla sevmenin, bağ kurmanın, ilişkilere derinlik katmanın dilidir. Stratejik bir zihin içinse karar vermenin, çizgiyi çekmenin ve geri adım atmamanın göstergesidir.
İşte bu iki farklı yaklaşım, kelimenin hayatımızda nasıl da iki ayrı yüzü olduğunu gösterir. Defne’nin “külliyen”i kalbin tamamını ortaya koyarken, Yavuz’un “külliyen”i zihinle çizilmiş net sınırların adıdır.
Külliyen: Sadece Bir Kelime Değil, Bir Durum
Düşünelim…
Bir insanı “külliyen” affedebilir miyiz?
Bir hatayı “külliyen” unutabilir miyiz?
Ya da bir kararı “külliyen” uygulayabilir miyiz?
Bu sorular aslında kelimenin gerçek gücünü ortaya çıkarır. Çünkü “külliyen”, yarım bırakmamayı, kararsız kalmamayı ve bazen geri dönüşü olmayan yolları anlatır. Bu yüzden de içinde hem cesaret hem de kırılganlık barındırır.
Kelimelerin Değil, Hikâyelerin Gücü
Defne ve Yavuz’un yolları bir gün kesiştiğinde, aralarındaki konuşmada geçen bir kelime her şeyi değiştirdi:
“Artık külliyen vazgeçiyorum,” dedi Defne.
“Ben de külliyen devam edeceğim,” dedi Yavuz.
Aynı kelime, iki farklı insanın hayatında iki zıt yöne işaret ediyordu. Çünkü kelimeler, sadece sözlükte değil, hayatın içinde anlam bulur. Ve her birimizin hikâyesi, o anlamı farklı şekillere dönüştürür.
Sonuç: “Külliyen” Bir Kelimeden Fazlası
“Külliyen”, TDK’ye göre basitçe “tamamen” demek olabilir. Ama insan hayatında bu kelime, bir kararın, bir sevginin, bir vazgeçişin veya bir başlangıcın adı olabilir. Bazen bir dönüm noktası, bazen de bir kapanış cümlesi…
Kimi zaman bir stratejinin parçası, kimi zaman da bir kalbin derinliğidir.
Şimdi dur ve düşün: Hayatında en son ne zaman bir şeyden “külliyen” vazgeçtin? Ya da birini “külliyen” sevdin mi?
Belki de bu kelimeyi artık sadece sözlükte değil, kendi hikâyende yeniden tanımlamanın zamanı gelmiştir.